Gıda Toplulukları

  • Doğal ve Yerel Ürüne Güvenli ve Aracısız Ulaşım Projesi Nedir?

    Doğal ve Yerel Ürüne Güvenli ve Aracısız Ulaşım Projesi Nedir?

    DEVAMI...

1 Yorum

İzmir’de yeni bir gıda topluluğu

İzmir’de doğa dostu yöntemlerle üretilmiş gıdaya doğrudan ulaşmak isteyenlerin sayısı artıyor. Gıda toplulukları hareketine bir yenisi Güzelbahçe’den eklendi. 28 Mayıs 2020 tarihinde ilk buluşmasını gerçekleştirecek olan Güzel Gıda Topluluğu’ndan davet var:

“Sofrasına gelen gıdada sorumluluk sahibi olmak isteyen, doğal, zehirsiz, doğa dostu ve sürdürülebilir onarıcı tarımın gücüne inanan, atalık tohumu korumanın ve yaşatmanın önemini kavrayan, sadece tüketmek değil türetmek de lazım diyen, ekolojik ürünlere üreticiden tüketiciye aracısız ulaşmak isteyen, mümkün olduğunca yerel üreticiyi destekleyen, doğayla birlikte bir bütünün parçası olmaya inanan gönüllülerin hikayesidir gıda toplulukları.

Urla’da kurulan İzmir’in ilk gıda topluluğu BİTOT (Batı İzmir Topluluk Destekli Tarım) ve yine onun içinden doğarak Bostanlı’da üretici ve türeticileri buluşturan GETO (Gediz Ekoloji Topluluğu), Bornova’da kurulan HOMEROS Gıda Topluluğundan sonra bir gıda topluluğu da Güzelbahçe’de kurma niyetiyle bir avuç gönüllü heyecan ve umutla yola çıkıyoruz. Güzel Gıda Topluluğu (GGT) BİTOT ve GETO kurucuları ve üreticilerinin de desteği ile kendi hikayesini oluşturmaya başlayacak.

Ve biz yerel, zehirsiz ve atalık tohumla üreten, yumurta yemi ve süt yemi vermeden hayvanlarını besleyen üreticilerimizi destekleyen, geleceğin havanın, suyun, toprağın temiz kalmasında olduğuna inanan, sağlıklı bir hayat için doğru beslenmenin önemini bilen, temiz ve adil gıdaya ulaşmanın bir lüks değil bir hak olduğunun bilincinde olan, gönüllülük ve topluluk dayanışmasının muhteşemliğini deneyimlemek , dayatılanın dışında bir hayat olması gerektiğine inanan Güzelbahçeli dostlarımızı GGT‘ye bekliyoruz.

Paylaşmak, çoğalmak, üretmek, dönüşmek, soframıza, toprağımıza, suyumuza, tohumlarımıza, üreticilerimize sahip çıkmak üzerine anlatacak çok seyimiz var. dinlemek, anlatmak, el vermek isterseniz 28 Mayıs 2020’de ilk buluşmamıza bekliyor olacağız… şükürle, sevgiyle…”

0 Yorum

Yeşil Güdül web sitesi yayında!

Yoğun kimyasal girdilere, ağır toprak işleme yöntemlerine, biyoteknolojik müdahalelere, monokültüre, uzak mesafeler içeren dağıtım zincirlerine dayalı endüstriyel tarım ve gıda sisteminin sürdürülebilir olmadığı her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Covid-19 kriziyle birlikte bu sistemin oluşturduğu gıda güvencesi riskleri daha da görünür hale geldi. Böyle bir dönemde, Ankara’nın Güdül İlçesinde sürdürülen “Güdül’de Gıda Topluluklarıyla Agroekolojik Dönüşüm” projesi kapsamında yapılan çalışmalar, bilge köylü tarımına ve üretici-tüketici temasına dayalı yerel gıda sistemleri için öncü deneyimler oluşturuyor.

Yakın zaman önce İç Anadolu’nun ilk Sakin Şehir’i (CittaSlow) ilan edilen Güdül ilçesinde, Buğday Derneği öncülüğünde ve Dört Mevsim Ekolojik Yaşam Derneği ortaklığıyla, UNDP SGP/GEF desteğiyle yürütülen proje kapsamında süren çalışmalar ve proje çıktıları https://yesilgudul.net/ Web sitesinde yayınlandı.

Agrokoloji; doğa-dostu tarımı teşvik eden, tarımın sosyal işlevlerini destekleyen, kültürel kimlikleri besleyen ve kırsal alanları ekonomik olarak güçlendiren bir toplumsal hareketi anlatır. Köylüleri ve küçük ölçekli çiftçileri güçlendirmek ve yerel gıda sistemlerini desteklemek yoluyla toplumların gıda güvencesine katkı verir.

Projenin odağında doğa-dostu temiz tarım uygulamaları yapan öncü çiftçiler ve onlarla dayanışma içinde olan tüketiciler ve gıda toplulukları var. Projenin hedefleri: (1) agroekolojik tarım uygulamalarını örneklemek, (2) öncü çiftçilere eğitim ve danışmanlık desteği sağlamak, (3) üreticileri tüketicilerle, gıda topluluklarıyla ve STK’larla buluşturarak aracısız satış ve dayanışma ağlarına girmelerini kolaylaştırmak ve (4) Güdül’ün tarım ve mutfak mirasını belgelemek var. Projenin faaliyetleri 2020 sonuna kadar devam edecek.

Web sitesinde bakliyat, sebze, meyve, işlenmiş ürünler, mera hayvancılığı, serbest yumurta tavuğu gibi farklı üretim alanlarında faaliyet gösteren küçük üreticilerin profil sayfalarını; ilçenin halkalı domatesten enginara, sumaktan keymana, yerel nohutlardan dağ ıspanağına ve hünnaba kadar tarımsal miras öğelerini, arpa tarhanasından mancar yemeğine, keyman ve kömbeye kadar, zengin mutfak kültürünün anlatımını bulabilirsiniz: https://yesilgudul.net/

0 Yorum

İzmir’de temiz gıda dayanışması

(14/4/2020 tarihinde www.bugday.org’da yayınlanmıştır)

Sağlıklı gıdaya erişim konusunda örnek modellerden biri olan gıda toplulukları, Covid 19 salgınında da örnek bir dayanışma sergiliyor.

Yazan: Gamze Çınar ( Buğday Derneği Gönüllü İletişim Ekibi)

İzmir’deki gıda toplulukları, Covid-19 salgını nedeniyle ürünlerin dağıtım sistemini, sosyal izolasyon kuralları çerçevesinde sokağa çıkamayanlara destek olarak yürütüyor. 

Gediz Ekoloji Topluluğu’nun (GETO) üreticileri siparişlere göre paketledikleri ürünleri, dağıtıma uygun bir katılımcının balkonuna bırakıyor. Daha sonra GETO katılımcıları, siparişlerin ücretini zarf içinde bırakıp, paketleri alıyorlar. Gelemeyen yaşlıların paketlerini ise dağıtım için gönüllü olan gençler götürüyor. Batı İzmir Topluluk Destekli Tarım Grubu’na (BİTOT) ise öğrenciler destek oluyor. BİTOT dağıtımı için yardıma gelen öğrencilere hem öğrenim desteği, hem de “askıda” sistemiyle yiyecek desteği veriliyor.

Geçtiğimiz günlerde de birkaç gıda topluluğu, temel ihtiyaçlarını doğa dostu üretim yapan çiftçilerden ortaklaşa karşılamak üzere harekete geçti. İzmir’deki bazı Gıda Toplulukları, çiftçiye alım garantisi vererek üretim yaptırmak üzere Topluluk Destekli Tarım (TDT) konusunda işbirliği başlattı. TDT sistemini hali hazırda her gıda topluluğunun belli ürünlerde uyguladığını söyleyen Batı İzmir Topluluk Destekli Tarım Grubu’ndan (BİTOT) Tamer Güvenir, gıda topluluklarının birlikte hareket etmesiyle, üreticinin daha fazla destek aldığını belirtiyor.

Mart ayı başından bu yana toplanan Gıda Toplulukları katılımcıları, aralarında anket yapıyor ve hangi ürünlere, ne kadar süreyle, ne kadar miktarda ihtiyaç duyduklarını hesaplıyor. Sonrasında bu anketleri değerlendiren topluluklar, en çok ihtiyaç duyulan ürünleri hangi üreticilerin üretebileceğini öğreniyor ve uygun olan üreticilere alım garantisi vererek üretime başlamasını sağlıyorlar. Gıda toplulukları ihtiyaç duyan üreticilere üretim sırasında veya lojistikte de destek oluyorlar. Örneğin patatesin yıl boyu depolanması için uygun depo bulunması konusunda araştırma yapıyor ve girişimlerde bulunuyorlar.

İzmir’deki gıda topluluklarının kesin kuralları yok; her kurum kendi açısından yaklaşımlarda bulunuyor ve farkılıklara rağmen ortaklaşılabilecek noktalarda işbirliği yapıyorlar.

Tamer Güvenir ”İzmir’de İstanbul’dan daha avantajlıyız. Temiz toprağa ve üreticiye daha kolay ulaşıyoruz. Gelecek dönemde küçük çiftçinin daha da önemli olacak. Bu yüzden TDTler de (Topluluk Destekli Tarım) daha önemli olacak” diyor. 

İzmir’deki dayanışmanın diğer illerde de çoğalması umuduyla…

2 Yorum

Gıda toplulukarı bu sene de bir arada

Gelenekselleşen gıda toplulukları buluşması bu sene “Gıda Toplulukları ve Kooperatifleri Çalıştayı” adıyla dördüncü kez düzenleniyor. 29 Aralık 2019‘da Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi‘nde gerçekleşecek çalıştayın düzenleyicileri 26A Kolektifi, Ataşehir Tüketim Kooperatifi Girişimi, Antalya Gıda Kooperatifi, Bios Coop – Yunanistan, BİTOT Gıda Topluluğu, Bursa Gıda Topluluğu, Çevre ve Arı Koruma Derneği, Ege Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümü Gıda Topluluğu, Eskişehir Yıldıztepe Kooperatifi, Kadıköy Kent Konseyi Gıda Çalışma Grubu, Nusratlı Kadın Kooperatifi Girişimi, Sıfır Gelecek, Silivri Gıda Topluluğu, Refikler Komünü, Yeryüzü Derneği, Yeryüzü Kooperatifi Girişimi, Yeşil Düşünce Derneği ve Yeşil Gıda Topluluğu.

Çalıştay programı:

08:30 – 09:00 Kayıt

09:00 – 09:30 Paralel Atölyeler

» Ekşi mayalı ekmek yapımı

» File yapımı

09:30 – 10:00 Paralel Atölyeler

» Ahşap sandalye yapımı

» Tükenmez içkisi atölyesi

10:00 – 10:30  Açılış ve Paydaşların Tanıtılması

10:30 – 12:00  Nikos Misirlis

Bios Kooperatifi / Yunanistan

12:00 – 14:00  Üreticiler ve Ürünleriyle Tanışma / Serbest Zaman

14:00 – 15:30  Paralel Oturumlar

» Gıdaya erişimde radikal yöntemler

» Yerel yönetimler gıda toplulukları ve kooperatifleri nasıl destekler?

» Üretimde kooperatifleşme ve kolektifleşmenin önemi

15:30 – 16:00  Ara

16:00 – 17:30  Paralel Oturumlar

» Gıda topluluklarında kolektif bilinç ve doğrudan demokratik katılım

» Yeni bir toplumsallığın inşasında gıdanın rolü

» İklim değişikliği ve gıda tedariği

17:30 – 18:30  Değerlendirme ve Kapanış

19:00  Akşam Yemeği

0 Yorum

Doğal ürünler kente geliyor

Ankara’nın aktif mahalle derneklerinden Çiğdemim Derneği’nin bahçesi 24 Ağustos Cumartesi günü Doğal Ürünler Panayırı’na ev sahipliği yapıyor. Ankara kırsalında üretim yapan çiftçileri tanıma ve aracısız alışverişle onları destekleme imkanı sunacak etkinlikte üretici stantlarının yanı sıra atölyeler ve gıda topluluğu tanıtımları da olacak.

Etkinlik sayfası: https://www.facebook.com/events/401704177364369/?ti=cl

1 Yorum

Gıda Toplulukları Çalıştayı’na Kaydoldunuz mu?

Geçtiğimiz günlerde müjdesini verdiğimiz 3. Gıda Toplulukları Çalıştayı’nın programı netleşti, kayıtlar devam ediyor. Gidatopluluklari.org sitemizin de destekçilerinden olduğu çalıştay, Türkiye’nin farklı illerinden gıda topluluklarının ortak çabasıyla düzenleniyor. Organizasyonu yürüten imece grubu çalıştayı şöyle anlatıyor:

Bu yıl üçüncüsünü düzenlediğimiz Gıda Toplulukları Çalıştayı geçen yıl olduğu gibi Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampüsü’nde, Türkiye’nin tüm bölgelerinden gıda toplulukları, kooperatifler, üreticiler, inisiyatifler ve bireysel katılımcılarla 8 Aralık’ta gerçekleştirilecek!

Bir araya gelmenin, birlikte karar almanın, tartışmanın, üretmenin bir örneği olarak her geçen yıl sayımız artıyor, biraz daha çoğalıyoruz. Çözümlenmeyi bekleyen sorunları tek başımıza değil, hep birlikte aşabileceğimiz bilinciyle, el ele, gönül gönüle, kafa kafaya verip neler üretebilirizi konuşmak üzere üreticiler ve türeticiler olarak bir araya geliyoruz.

Gıda mücadelesi, ekoloji mücadelesi, üreticiler ve gıda toplulukları dayanışması, gıda topluluklarının hayatı dönüştürücü etkileri üzerine konuşacağımız ve karşılaştığımız sorunlara somut çözüm önerileri bulmaya çalışacağımız çalıştayda, birçok farklı konuda pratik uygulama atölyeleri de yer alacak.. Yurt içinden pek çok gıda topluluğu deneyimlerini paylaşma ve birbirleri ile tanışma fırsatı bulurken, aynı zamanda Polonya’dan Paulina Firak’ın, Gıda Kooperatifleri konusunda kendi deneyimlerini bizlerle paylaşacağı bir de sunum olacak.

Ücretsiz olan bu etkinliğe katılmak için 5 Aralık Çarşamba gününe kadar şu bağlantıdaki formu doldurarak kayıt yaptırılması gerekiyor: http://bit.ly/gidatopluluklari2018

Programla ilgili ayrıntılar için tıklayın.

0 Yorum

3. Gıda Toplulukları Çalıştayı geliyor!

Üreticiler, türeticiler, gıda toplulukları temsilcileri ve meraklılarını iki senedir bir araya getiren Gıda Toplulukları Çalıştayı’nın üçüncüsü bu sene 8 Aralık’ta Boğaziçi Üniversitesi’nde. Ekoharita.org, Gidatopluluklari.org, Kadıköy Kent Konseyi, Heinrich Böll Vakfı ve Boğaziçi Üniversitesi Köy ve Kooperatifçilik Kulübü’nün desteklediği çalıştay Halk-Bes-Koop, Kadıköy Kooperatifi, Koşuyolu Kooperatifi Girişimi, Yeryüzü Derneği Gıda Toplulukları, Yeşil Gıda Topluluğu, Yeşil Düşünce Derneği Gıda Toplulukları, DÜRTÜK, Anadoluda Yaşam, Beşiktaş Kooperatifi Girişimi, BİTOT, DBB, GETO, Homeros Gıda Topluluğu, Banadura Gıda Topluluğu, Kuzey Adana Gıda Topluluğu ve Bostan’dan Tatavlaya Gıda Topluluğu’nun da dahil olduğu imece grubunun ortak çabalarıyla düzenleniyor.

Detaylı programı yakında açıklanacak olan çalıştayın etkinlik sayfasına bu bağlantıdan https://www.facebook.com/events/821591594839022, kayıt formuna ise şu bağlantıdan ulaşabilirsiniz: bit.ly/gidatopluluklari2018

 

0 Yorum

TOPLULUK DESTEKLİ TARIM DESTEKÇİLERİ DENEYİMLERİNİ PAYLAŞIYOR

Türkiye’de Topluluk Destekli Tarım (TDT) modelini gerçek anlamda uygulayan nadir topluluklardan Güneşköy, bu seneki üretim sezonunu tamamlamasının ardından deneyim paylaşımı için topluluk paydaşları ve konuyla ilgilenenlerle bir araya geliyor. 18 Kasım Pazar günü 11.00’de ODTÜ Mezunlar Derneği Vişnelik Tesisi 56 numaralı salonda düzenlenecek buluşma Ankara’daki tüm TDT meraklılarına açık. Güneşköy ve faaliyetleriyle ilgili ayrıntılı bilgi www.guneskoy.org.tr adresinde.

3 Yorum

GERÇEK GIDAYA ULAŞMAK İÇİN ÇÖZÜM: GIDA TOPLULUKLARI

Yazı: Ahmet Berkay Atik

 

Sorun, boğazımızdan geçen lokmanın soframıza nasıl bir yolculuğun sonunda geldiğini umursamayı bıraktığımızda başladı. Bugün çoğu insanın zor tahammül ettiği şehir hayatı, sunduğu iş olanakları ve “konfor” sayesinde, herkesin gıdasını kendi ürettiği kırsal hayatları geride bıraktıracak kadar cazip gelmiş milyonlarca kişiye. O kadar cazip ki, nüfusumuzun  yüzde 90’ından fazlası il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor artık. Yani tarımla uğraşan nüfus bir hayli azaldı. Fakat gıda ihtiyacı azalmadı, aksine arttı.

Şehirlerdeki milyonlar bol bol tüketmeye devam ettikçe, birilerinin de onları besleyecek gıdayı bol bol üretmesi gerekti, bu denkleme göre. Neyse ki sanayileşme ve makineleşme koştu imdadımıza! Bol makineli, az insanlı, dönümlerce arazi üzerinde monokültür (tek tip) ürünlü, her türlü kimyasal girdinin mubah olduğu konvansiyonel tarıma dayalı, ama hepsinden önemlisi “maksimum verim” odaklı üretim anlayışı sayesinde artık herkesin gıda üretmesine gerek kalmadı. Armut pişiyor, ağzımıza düşüyor. Düşüyor düşmesine de o armut artık zehir dolu, o armutu üreten para kazanamadığı için ağlıyor, o armutun yetiştiği topraklar adeta katledilmiş durumda. Ya bunları görmezden gelip yutuvereceğiz ya da başka bir armutun peşine düşeceğiz. Neyse ki, “başka bir armut mümkün” diyenlerin çözümleri var…

Gıda güvenliğini tehdit eden tercihler

Dünyanın hemen hemen her yerinde insanlığın iki temel tercihi gıda güvenliğini ciddi biçimde tehdit ediyor:

1. Endüstriyelleşme: Minimum maliyetle maksimum verim arzusundan beslenen konvansiyonel tarım, endüstriyel hayvancılık ve işlenmiş ürünlerde geleneksel üretimin yerine fabrikasyon üretimin alması, gıdayı metalaştırıp değersizleştirmekle kalmadı; gıda üzerindeki hakimiyeti -fıtratı gereği- kâr maksimizasyonuna odaklı şirketlerin insafına bıraktı.

2. Ekonomiyi ekolojiden üstün görme: Yukarıda bahsi geçen üretim biçimlerinin sonucu olarak miktarca fazla ama nitelik (besin değeri, sağlığa faydası) açısından düşük gıdalarla, ya da Michael Pollan’ın dediği gibi “gıda benzeri şeylerle” karşı karşıya kaldık. Yetmezmiş gibi bu üretim anlayışıyla toprağı gıda yetiştirilemez hale getiriyoruz, suyu, havayı, kısaca ekosistemin bütününü tahrip ederek bindiğimiz dalı kesiyoruz.

Farkında olsak da olmasak da, dünya ve Türkiye, ekolojik bir krizin içinde ilerlerken temiz, adil, sürdürülebilir üretimden başka yol yok.

Tüm bunları göz önünde bulundurarak rahatlıkla diyebiliriz ki gıda, dev şirketlerin tekeline bırakılamayacak kadar hayati bir konu.

Türetici olmak

Peki, kim alacak gıda güvenliğinin sorumluluğunu? Devlet mi? Yerel yönetimler mi? Sivil toplum kuruluşları mı? Belki evet, belki hayır. Ama hepsinden önce sen, ben, biz! Paramızın kime gittiğini iyi düşünerek, tercihimizi iyi olandan, temiz olandan, sağlıklı olandan, adil olandan yana yaparak almalıyız bu sorumluluğu.

Artık pasif birer tüketici olma lüksümüz yok, öyle olmayı tercih edeceksek “nerede o eski domateslerin kokusu” diye söylenmeye hakkımız da yok. O zaman “tüketici” denen o sevimsiz sıfattan sıyrılmalı ve bizzat üretemesek bile üretimde söz sahibi olacağımız yeni kimliğimize ”merhaba” dememiz gerek: “Türetici” kimliğimize… Slowfood’un kurucusu Carlo Petrini, yaşadığımız çağda gıdamıza sahip çıkmamız için artık sadece ne üretici ne de tüketici olamayacağımızı belirtiyor ve her birimizin üretim-tüketim birlikleri kurarak “türetici” olabileceğimizi söylüyor. Dikkatimizi gıdamıza ve günlük kullanımımız için gereken ürünlere çevirerek, bu ürünlerin kaynağından, alışveriş çantamıza gelene kadar geçirdiği üretim aşamalarından her birimizin sorumlu olduğunu hatırlatıyor. Türetici, çağımız insanının daha önce karşılaşmadığı ve bu nedenle de içinden bir türlü çıkamadığı sorunlara çözümler “türetiyor”. Türetici, bu türetme eylemi için bir iş birliği, yeniden kafa kafaya vermek ve bıkmadan usanmadan denemek, yanılmak, tekrar denemek zorunda.

Çözüm yavaş yavaş kendini belli etmeye başladı bile, değil mi?

“Ne yersen O’sun” sözüne inanan, türetici olma yoluna girmiş her bireyin yolu benzer bireylerin bir araya geldiği topluluklardan, “gıda toplulukları”ndan geçiyor. Bu gıda toplulukları o kadar cazip ki, mevcut gıda sistemine sunduğu alternatif gıda ağı anlayışı, sadece yediklerimizi değil, ekonomik ve ekolojik gidişatı da hayırlı bir istikâmette dönüştürebilecek güçte.

Dünyadaki ve Türkiye’deki gıda toplulukları incelendiğinde kolaylıkla görülebilir ki, bu işin bir standartı veya altın formülü yok. Topluluk Destekli Tarım ve Katılımcı Onay Sistemi gibi genel kabul görmüş kavramların uygulanmasında bile birçok farklılığa rastlamak mümkün. Topluluk dinamikleri, bireylerin ilişkilerine ve kültürlerine göre şekillenir. Bu dinamikler, topluluğun bir tüzel yapıya ihtiyaç duyup duymayacağını da belirler. Eğer bir tüzel yapı tercih edilecekse, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi tüketici kooperatifi kurma yoluna gidilebilir.

GIDA TOPLULUĞUNUZU KURUN

Sofranıza gelen gıda hakkında sorumluluk almaya hazırsanız siz de bölgenizde bir gıda topluluğu kurabilirsiniz.

Bir gıda topluluğu kurmadan önce yaşadığınız bölgede aktif olan bir topluluk olup olmadığını araştırın. Yeni bir topluluk kurmaktansa mevcut topluluğa dahil olmayı düşünebilirsiniz. Türkiye’deki bazı gıda topluluklarını www.gidatopluluklari.org sitesinde görebilirsiniz.

Yeni bir topluluk oluşturmak

Pasif bir tüketici olmak yerine üretim sürecine mümkün olduğunca dahil olan, katılımcı ve aktif bir alıcı veya türetici olmaya niyet etmek bu işin ilk adımı.

Gıdaya erişimi salt “alışveriş” olmaktan çok ötede, sosyal ve ekolojik boyutlarıyla ele alan, tüketici değil türetici zihniyetle hareket eden gıda topluluklarını yaşatmak, elini taşın altına koymayı, topluluğun sürdürülebilirliği için enerji ve zaman ayırmayı gerektiriyor. Dolayısıyla bir topluluk oluşturmaya başlamadan önce buna gerçekten emek verip veremeyeceğinizi iyi düşünün.

Yoldaşları bulmak

Sizinle aynı veya benzer talepleri, beklentileri ve kaygıları paylaşan insanlarla bir araya gelmek, topluluğunuzun tohumunu atmak demek. Bu insanlar akrabalar (yakın civarda yaşayan), komşular, iş arkadaşları, okul arkadaşları gibi yakın çevrenizden herkes olabilir. Fiziksel yakınlığın lojistik açıdan avantajları vardır (daha sık yüz yüze iletişim imkânı, siparişlerin toplu olarak tek noktaya teslimatı gibi).

Küçük başlayın

Önemli olan geniş kitlelere ulaşmak değil, tam aksine hem sosyal hem coğrafi olarak yakın bir grupla hareket etmek. Bu grubun ortak beklentilerle yola çıkması da bir o kadar önemlidir, çünkü ürün/üretici seçim kriterlerinizi bu ortak beklentiler belirler.

İhtiyaçlarınızı tespit edin

Bu topluluk aracılığıyla hangi ürünlerden ne miktarda temin etmek istediğinizi kabaca da olsa belirleyin.
Örneğin taze sebze meyve ihtiyacınızı pazarlardan karşılayıp sadece bakliyatı mı bu topluluktan temin edeceksiniz? Her hafta taze yumurta mı istiyorsunuz? Yoksa tüm mutfak ihtiyacınızı buradan karşılamak niyetinde misiniz?

Tüm bu soruların cevapları topluluğun ihtiyacı olan ürün çeşitliliği, miktarı, sürekliliği ve bunlara bağlı olarak çiftçi/üretici sayısını etkileyecektir.

Kriterlerinizi net olarak ortaya koyun

Siz doğa dostu yöntemlerle üretilmiş ürünler beklerken topluluktaki arkadaşınız “köy ürünü olsun da nasıl olursa olsun” diyorsa, sonraki aşama olan üretici seçiminde görüş ayrılığı yaşamanız muhtemeldir. İlk aşamada detaylı bir kriter seti oluşturmak gerekmeyebilir ancak en azından kırmızı çizgilerinizi belirlemeli ve topluluk içinde fikir birliğine varmalısınız.

Üreticinizi bulun

Topluluğun tespit ettiği ihtiyaçlara göre kimi zaman tek bir çiftçi/üreticinin üretimi tüm grubu beslemeye yeterli olabilirken, talep edilen ürün çeşitliliği ve miktarına bağlı olarak birden fazla üreticiye de ihtiyacınız olabilir. Topluluğunuza davet edeceğiniz üreticileri bulmak için yerel pazarlar, civar köyler, Buğday Derneği’nin TaTuTa ekolojik çiftlikler ağı (www.tatuta.org) gibi üreticiyle yüz yüze temas kurabileceğiniz ortamları tercih edebilirsiniz. İdeal bir gıda topluluğu şeffaflık ve güven üzerine kurulu olacağından yeni tanıştığınız üreticiyle konuşup içtenlikle sohbet etmeniz, ona sorular sormanız, onun aklında topluluğunuza dair soru işaretleri varsa gidermeniz ve birbirinizi iyice tanımaya çalışmanız bir gıda topluluğu açısından belki de en önemli noktadır.

Üretim yapılan alanın, topluluk üyelerinin çoğuna yakın mesafede olması tercih edilmeli. Bunun iki temel sebebi var:

– Topluluğu sosyal açıdan besleyecek olan ziyaretler ve kriterlere uygun üretim yapıldığını denetlemek (en azından ilk dönemlerde) için yapılacak ziyaretleri mümkün kılması

– Ürün teslimatında karbon ayak izini düşürecek olması

Üreticinin alıcısını bulması

Topluluk kurma yolunda ilk adımı bazen de üreticiler atar. Pazarlar, dükkânlar veya yüzünü görmediğiniz müşterilere kutu yolladığınız internet satışları gibi mevcut pazarlama kanallarınıza hem sosyal açıdan daha zengin, hem de üretimin sorumluluğunu ürünü kullananla paylaşacağınız bir seçenek eklemek isterseniz bir gıda topluluğu oluşturmayı düşünebilirsiniz. Bu topluluğu meydana getirecek bireyler katıldığınız pazarlardaki sürekli müşterileriniz ve onların çevreleri, eş dost, şehirdeki tanıdıklar ve onların çevreleri, internette sizi takip edenler olabilir. Bu bireylere ürünlerinizin hikâyesini tüm ayrıntılarıyla anlatmanız, üretim şekliniz hakkında topluluk bireylerini şeffafça bilgilendirmeniz ve bir üretici olarak aynî ve nakdî beklentilerinizi paylaşmanız, gerek adil bir fiyatlandırma için gerekse ideal bir ilişki kurma yolunda size kolaylık sağlar. Süreç içerisinde üretim yöntemlerinizi topluluğun talepleri doğrultusunda geliştirmeniz gerekebilir.

Aile olabilmek

Topluluğun kuruluş aşamasında alıcıların/türeticilerin ve üreticilerin bir araya geldiği buluşmalarda karşılıklı beklentiler, ihtiyaçlar ve kriterler açık açık konuşulmalıdır. Ekolojik tarım prensiplerine sadık kalınacak mı yoksa belli ürünlerde esneklik tanınacak mı? Topluluk Destekli Tarım modeli mi tercih edilecek, yoksa bir Katılımcı Onay Sistemi mi kurulacak? Üreticiye alım garantisi verilecek mi? Buna bağlı olarak bir ekim planı yapılacak mı? Sipariş sistemi nasıl olacak? Teslimat nasıl kolaylaştırılacak? İletişim internet üzerinden mi olacak yoksa sıkça buluşmalar mı düzenlenecek? Tüm bu sorulara ve daha fazlasına yanıt aranırken topluluğun işleyiş şekli hep beraber oluşturulmalı ve benimsenmeli. Unutulmamalı ki üretici, topluluğa ürün tedarik eden dışarıdan biri olarak değil, topluluğun içerisinde, hatta tam merkezinde yer alacaktır. Dolayısıyla süreç boyunca karar alma mekanizmasına aktif katılımı çok önemli. Öyle ki, belli dönemlerde yapılacak üretici ziyaretleri, beraber kurulacak sofralar, yüz yüze görüşmeler, telefon konuşmaları, internet yazışmaları gibi her türlü iletişim karşılıklı güven duygusunu zamanla pekiştirecek, bir noktadan sonra üretici-alıcı ayrımı ortadan kalkacak, topluluk bir aile gibi hareket edecektir. Bir gıda topluluğunun vizyonu bu olabilir.

Sorunlar, çözümler…

Her toplulukta zaman zaman sorunlar yaşanabilir. Bu sorunları ilk günden öngörmek kolay değildir, o yüzden sorunsuz bir topluluk modeli kurgulamak için planlarda boğulmak yerine bir yerden başlayın ve süreci gözlemleyin. Aksaklıkları tespit ettikçe işleyişi değiştirmek veya geliştirmek her zaman mümkün. Güven ilişkisine dayalı bir birliktelik inşa edeceğinizi unutmayın, bunun zaman alması doğaldır.

Bir araya gelin: Internet, iletişimi çok kolaylaştırsa da hiçbir şey yüz yüze iletişimin yerini tutamaz. Üretici ziyaretleri bu bakımdan çok değerli. Katılımcı Onay Sistemi’yle yürütülen, ürün alıcılarının üreticileri denetleyip onaylamasına dayalı modellerde üretici denetim ziyaretleri, topluluğun benimsediği kriterlere uygun üretim yapılıp yapılmadığına yönelik kritik bir aşamadır. Ancak bu ziyaretlerin tek amacı denetim değildir. Güven ve şeffaflığı güçlendirecek “muhabbet amaçlı” ziyaretler de bir o kadar önemlidir. Özellikle Topluluk Destekli Tarım modellerinde tarla işlerine yardım, çocuklar için oyunlar, çiftlikte beraber yenen yemekler gibi çeşitli sosyal etkinliklere de yer veriliyor.

Bir kolaylaştırıcı seçin: Topluluğun bir ya da birkaç kolaylaştırıcısı olması sağlıklı bir iletişim ve işleyiş getirebilir. Ancak tüm bu sorumluluğu tek kişinin üzerinde bırakmanın uzun vadede olumsuz sonuçlar doğurması muhtemeldir. Dönemsel kolaylaştırıcılar belirlenerek sırayla herkesin bu sorumluluğu taşımasının sağlanması daha adil bir yöntem.

Diğer topluluklardan öğrenin: Benzer amaçlı diğer gıda topluluklarıyla dayanışma halinde olmanız doğal ve yerel ürünlere güvenli ve aracısız ulaşmayı amaçlayan toplumsal hareketi güçlendirecektir. Her topluluğun deneyimleri farklı, dolayısıyla birbirimizden öğrenecek çok şey var. Ayrıca gıda topluluklarıyla ilgili gerek kavramsal gerekse vaka çalışmalarına dayalı birçok kaynağı internet üzerinde bulmak mümkün.

Fotoğraflar: Rootstock Coop, Kadıköy Kooperatifi, Buğday Arşivi
2 Yorum

KÖYLÜLÜK, GIDA GÜVENLİĞİ VE REFAH

Yazı: Tayfun ÖZKAYA (Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Emekli Öğretim Üyesi)

 

Neo-liberal düşünce köylülüğe karşı çıkar. Bu bakış açısına göre, küçük köylü işletmeleri verimsizdir. Ölçeğe göre getiri ilkesi uyarınca işletmelerin büyümesi gerekir. Girişimci veya kapitalist çiftçi modeli geliştirilmelidir…

Türkiye’de de özellikle 1980 sonrası zaman zaman geri dönüşler yaşansa da küçük köylü işletmelerini tasfiyeyi amaçlayan tarım politikaları uygulandı. Özellikle gelişmiş ülkelerdeki tarımsal nüfusun yüzde 5’lerin altına indiği gerçeği ileri sürülerek, bunun gerçekleşmesi için uğraşıldı.

Ancak özellikle sanayi ve hizmet alanında gelişen otomasyon, bilgisayar ve iletişim sektörlerinin yoğunlaşması, daha geri ülkelere sanayinin hatta hizmetlerin gönderilmesi, -kapitalist sistemin 1970’lerden bu yana içine düştüğü krizin bir türlü aşılamamasının da katkısıyla- artık kentlerde istihdam artışı çok sınırlı kalmış durumda. Bu nedenle kentlere giden köylü kitlelerine iş yoktur.

Diğer yandan tarım; toplum, doğa ve çiftçiler arasında bir ilişkinin kurulmasına yol açar. Köylülerin doğa ile kurdukları ilişki genel olarak onu koruma eğilimindedir. Bütün bu gelişmeler, tarımın hem toplum hem de doğa açısından bir kriz içine girmesine yol açmıştır.

Yeni köylüler

Buna karşın gerek 20. yüzyıl gerekse de içinde bulunduğumuz 21. yüzyıl içinde köylüler, söz konusu düşüncelerin ezberini bozan eylemlilikler içine girdiler. Köylüler dünyanın birçok yerinde doğaya saygılı ve doğrudan tüketicilere ulaşan yani pazarlama kanalları oluşturarak, kentli çalışan sınıf ve kesimlerle ittifaklar oluşturarak “yeni köylü” denilen bir gelişmeye yol açtılar. Bu oluşumlardan biri olan MST (Topraksızlar), Brezilya’da kolektif tarım işletmeleri oluşturdu. SSCB’de zorla kurulan kolektif işletmelerin çöküşüne karşılık, doğaya saygılı MST birimleri başarılıydı.

“Yeni köylülük” kavramını ortaya atan J. D. V. Der Ploeg’un bir makalesini tanıtan Murat Öztürk sorunu şöylece tanımlıyor: “Köylü üretiminin geçici mi, yoksa kalıcı mı olduğu, geçici bir durum ise hangi şartlarda ortadan kalkacağı, değilse varlığını nasıl sürdürebildiği, zaman içinde nasıl bir dönüşüm geçirdiği gibi sorular olagelmiştir. Siyasal teoride ve eylemde ise köylülüğün müstakil bir sınıf mı yoksa temel sınıflar arasına ara bir kategori mi olduğu, özellikle işçi sınıfının siyasal eyleminde bir ittifak oluşturup oluşturamayacağı öne çıkan tartışma konuları olmuştur. 20. yüzyılın sonları ve 21. yüzyılın başında köylü nüfusun hızla azalması ve tarım üretiminin hemen her ülkede GSYİH içindeki payının azalması, tarımın global ekonomik ve siyasal gelişmelerden derinden etkilenmesi, klasik tarım sorununun ele alınışında farklı yaklaşımları gündeme getirmiştir. Bu dönemde öne sürülen dikkat çeken tezlerden biri de köylülüğün sona ermekte olduğu görüşüdür. Van der Ploeg, bu çalışmada dile getirdiği görüşleri ile köylülüğün sona ermekte olduğu tezine karşı çıkarak; ‘evet bir yandan hızlı bir köylülükten çıkış vardır; fakat diğer yandan da yeniden köylüleşme de yaşanmaktadır’ karşılığını vermektedir.”

Endüstriyel tarım neyi değiştirdi?

20. yüzyıl ortalarından itibaren kentsel yerleşimler, hayvansal üretim ve bitkisel üretim birbirlerinden kopmaya başladı. 18. yüzyıl öncesinde bu üç öge iç içe geçmişti. Hatta kent içi ve yakınlarında da tarım yapılıyordu. Bu dönemde insan atıkları ve hayvan gübreleri bitkisel üretim için kullanılıyordu. Bitkisel atıklar ve yan ürünler de hayvanlar için besin oluyordu.

Bu dönemde aşağıdan yukarı ve yukardan aşağı bir beslenme döngüsü vardı. Yaygın çevre kirliliğinden söz edilmeyen bir dönemdi. Önce kentler büyüdü ve diğer ikisinden koptu. Daha sonra hayvansal üretim de bitkisel üretimden koptu. Bu bir gelişme olarak kabul edilmişti. Amaç bitkisel üretim ve hayvansal üretimde verimi artırmaktı. Ancak hızla artan ekolojik problemler, üretilen gıdaların besin değerlerinin düşmesi, tarım ilaçları ve kimyasal gübrelerle oluşan kirlilik göz ardı ediliyordu. Hayvansal üretim, meralardan koparılarak kesif yem tüketimine dönük bir hal aldı ve hayvanlar kapalı ve sıkıştırılmış binalarda beslenmeye başlandı. Bu durum, fabrika tarımı olarak adlandırıldı. Ancak bunun sonucunda gübre ve idrar havuzlarda toplandı; kimi yerlerde ise nehirlere boşaltıldı. Artık gübreyi bitkisel üretime ulaştırmak ekonomik değildi. Diğer yandan hayvancılık işletmeleri bitkisel üretimden koparılınca nöbetleşmeye giren yem bitkileri ve baklagilleri yetiştirmek gereksizleşti. Bunun bitkisel üretim üzerindeki etkileri yıkıcı oldu. Tek ürün (monokültür) sistemi yoğunlaştı. Son durumda tarım sistemi artık hayvancılığı da kapsayarak endüstriyel tarım olarak adlandırılmaya başladı.

Gıda güvenliğinde sıkıntı

İçinde yaşadığımız süreçte insan, hayvan ve bitki arasında bir metabolik yarılmadan söz ediyoruz. Beslenme akımı kesildi; sadece bitkisel ve hayvansal ürünlerin insana iletilmesi esas alındı.

Bu gelişme sonucu ürünler kimyasal yüklü hale geldi. Üretirken çiftçiler, tüketirken bütün bir halk gıda güvenilirliği açısından sıkıntıya düştü. Çiftçilerin maliyeti arttı, büyük işletmeler ve tek ürün sisteminin yaygınlaşmasıyla tüketicinin ürünlere ödediği fiyat da arttı. Bu da gıda güvencesi açısından olumsuz bir gelişimi başlattı.

Çok değil 50 yıl önce İstanbul’da bile birçok semtte bitkisel ve hayvansal üretim vardı. İstanbul’un meşhur bazı sebzeleri yok oldu. Eskiden her çiftçinin ineği, tavuğu, koyunu varken şimdi birçok köylü artık sütü, yumurtayı marketlerden alır oldu. Birçok çiftçinin hayvancılık yapması artık ekonomik değil. Buna karşılık sadece tavukçuluk, süt veya besi sığırcılığı yapan tarım işletmeleri var. Bu kopma, tarım işletmesi düzeyinde olduğu gibi ülke düzeyinde de ortaya çıktı. Hayvancılık işletmeleri ülkenin belirli bölgelerinde yoğunlaştı.

Çiftçiler, uygulanan tarım politikaları sonucu ürünlerinden elde ettikleri gelirin artmaması hatta bazı yıllar şiddetli düşüşler göstermesine karşılık, satın aldıkları tarım ilaçları, kimyasal gübreler, yem, tohum, mazot, makinelere ödedikleri fiyatın çok hızlı bir şeklide artmasından yakınıyorlar. Çiftçi ne kadar endüstriyel tarıma bağlandı ise bu ezilme daha da güçlü oluyor.

Satın alınan girdilerin işletme içinde üretilmesi ve agroekolojik bir tarıma geçiş bir çözüm olabilir. Bir üretim dalının yan ürünleri veya atıkları, diğeri için girdi olabilir. Çiftçi üzerindeki baskının azalması için ise ürünlerin doğrudan tüketiciye satılmasının yolları aranmalıdır. Bu da ekolojik köylü pazarları, topluluk destekli tarım grupları ile ilişki kurulması, kargo sistemi ile interneti kullanarak pazarlama, eko-kooperatiflerin kurulması, agro-turizm gibi yollarla sağlanabilir.

Köylü tarımı ve girişimci tarım, kapitalist tarım

Tarım kesiminde üç grup çiftçi bulunur. Köylü tarımı ekolojik varlıkların sürdürülebilir kullanımına dayanır. Köylü, geçimini savunma ve geliştirmeye yöneliktir. En temel özelliği çok fonksiyonluluktur. Emek daha çok aile içinden, bazen de kırsal kesim içinde karşılıklı yardımlaşmayla sağlanır.

İkinci grup girişimci tip tarımsal üretim yapanlardır. Finansal ve sanayi sermayesine dayanır. Ölçek olarak büyüme önemlidir. Üretim ileri düzeyde ihtisaslaşmıştır ve tamamıyla pazara yöneliktir. Girdiler ve çıktılar olarak pazara bağımlıdır. Buna karşılık köylüler, çeşitli mekanizmalarla tarım uygulamalarını bu pazarlardan uzaklaştırmaya uğraşırlar. Örneğin çiftçi kimyasal gübre almak yerine bir miktar da hayvancılık yaparak gübrelerini bitkisel üretimde kullanır. Hayvanlarına yem almak yerine de bitkisel ürünlerin artık ve yan ürünlerini kullanır.

Üçüncü grup büyük ölçekli şirket (veya kapitalist) tarımıdır. Bu tarz, devletin yürüttüğü ihracata yönelik tarım desteklemeleri ile gelişir. Emek, aylıklı veya geçici işçiliğe dayalıdır. Üretim kâr maksimizasyonunu esas alır. Girişimci çiftçiler başarılı olduklarında kapitalist çiftçi olurlar. Köylüler sosyal açıdan diğerlerinden büyük ölçüde ayrışırlar.

Kapitalist çiftçilik ve girişimci çiftçilikte gelir daha az sayıda insanın elinde yoğunlaştığı ve ürünlerin sağlıklılığı (gıda güvenilirliği) konusunda olumsuz gelişmeler yoğunlaştığından bir bütün olarak gıda güvencesinin kötüye gittiğini söyleyebiliriz.

Yeni köylüler

Yeniden köylüleşme niteliksel bir kaymayı içerir. Bu bazen Brezilya MST’de olduğu gibi eskiden köylü olan gecekondu halkının tekrar köylüleşmesi olabildiği gibi, endüstriyel tarıma köklü bir şekilde bağlı girişimci kesimin agroekolojik tarım yöntemlerini benimseyerek köylüleşmesi şeklinde de olabilir. Ülkemizde de köy kökenli ancak işçi ve memur olarak çalışmış kişilerin emekli olarak köye dönen ve yeni köylülüğü benimseyen kişi ve gruplara rastlıyoruz. Hatta genç veya orta yaşlı olan ve hiçbir şekilde köy ile ilgili bir geçmişi olmayan kişiler de yeni köylülük saflarına katılabiliyor.

Büyük gıda ve girdi şirketlerinin hegemonyası giderek yükseliyor. Hemen hemen sadece çalışan başına ve/veya dekara verime odaklanmış ve kâr maksimizasyonunu hedeflemiş neoliberal düşünce devlet politikaları ve eğitim/araştırma sektörlerindeki hegemonyasına da dayanarak tarımı biçimlendiriyor. Bu durum, köylü kesiminin şiddetli bir şekilde gelir ve otonomi kaybıyla sonuçlanıyor. Tüketicilere yansıması ise yükselen gıda fiyatları ve gıda güvenliğindeki büyük kayıplar oluyor. Çevrenin yok olma sürecine girmesi ise bütün bir toplumu etkiliyor. Gelişmekte olan ülkelerde tarımda çalışan nüfusun çok azalmış olabilir, ancak tarım, çiftçi ve tüketiciler için doğa ile kurdukları önemli bir bağlantı noktası.

Toplumsal sorunlara soldan bakan bazı kesimler ise köylülüğün yok olmasına karşı bunun kaçınılmaz olduğu görüşü yanında, köylülüğü sosyolojik geriliğin kaynağı olarak görüyor. Diğer yandan gerek tarihte, gerekse günümüzde köylülükte oldukça ileri ve sorumluluk alan girişimler de var. Neoklasik iktisadın desteklediği girişimci çiftçiler de köylüler gibi ellerine geçen ürün fiyatlarının düşmesi ve girdi fiyatlarının artışı nedeniyle, büyük gıda ve girdi sanayilerinin altında eziliyor.

Gıda güvenliğinde yeni köylülüğün yeri

Sonuçta, gerek girişimci çiftçilerde, gerekse de kentli ve bir zamanlar köylü olan hatta hiç köyle ilişkili olmayan kesimlerde başlayan “yeniden köylüleşme” denilen sürece katılanlar, girdi sanayine bağlı olmaktan çıkarak, otonomi kazanmak amacıyla agroekolojik tarım yöntemlerini benimsiyor ve girdileri de tarımdan sağlıyor. Ürünlerin satışında ise süpermarket zincirleri, gıda şirketleri, tüccarlar vb. kesimlerden bağımsız, doğrudan tüketiciye ulaşan pazarlama kanalları kullanmaya başlıyorlar. Bu kanallar arasında ekolojik köylü pazarları, topluluk destekli tarım grupları, eko-kooperatifler, tüketici kooperatifleri, internet üzerinden doğrudan pazarlama, agroturizm gibi birçok form bulunuyor. Bu süreç ülkemiz de dahil olmak üzere dünyanın birçok köşesinde gözlemleniyor. Brezilya MST hareketinde olduğu gibi, doğrudan kentten kıra göç eden çoğu eski köylü veya köy kökenliler, kolektif tarım işletmeleri bile kurabiliyor.

Küresel iklim değişikliği, çevre kirliliği ve gıdalardaki yoksullaşma, kirlenme, gıda fiyatlarının tüketiciler için katlanamaz boyutlara ulaşması gibi endüstriyel tarımın ve uluslararası dev gıda şirketlerinin, uluslararası süpermarket zincirlerinin yol açtığı sorunların çözümünde “yeni köylülüğün” önemli bir rol oynayabileceğini söyleyebiliriz. Kısacası yeni köylülük, gıda güvencesini olumlu bir şeklide destekliyor. Şüphesiz aşağıdan yukarı olan bu değişimler kendiliğinden bu hegemonik yapının kolayca değişebileceği anlamına gelmiyor. Sorunun tarım politikası olduğu kadar genel politikayı da etkileyen yönleri bulunuyor. Ülkemizde de embriyo olarak gelişmekte olan bu sürecin başta araştırmacılar olmak üzere gerekli ilgiyi çekmesi yararlı olacaktır.

 

KAYNAKLAR

Başkaya, F. 2015. Yeni Paradigmayı Oluşturmak, Öteki Yayınevi, İstanbul.

Douthwaite, B. 2002. Enabling Innovation- A Practical Guide to Understanding and Fostering Technological Change, Zed Books, London.

FAO, 1996. State of the World Genetic Resources, Rome

Foster, J.B. and Magdoff, F. 2000.“Liebig, Marx, and Depletion of Soil Fertility: Relevance for Today’s Agriculture” Hungry for Profit içinde, Monthly Review Press, New York, s. 43-60.

Norberg-Hodge, H., Goering, P.  ve Page, J.  2001. From the Ground Up- Rethinking Industrial Agriculture, Zed Books, London.

UNEP, 2009. IAASTD- International Assessment of Agricultural Knowledge, Science and Technology for Development- Global Report, Washington. http://apps.unep.org/publications/pmtdocuments/Agriculture_at_a_Crossroads_Global_Report.pdf

Özkaya, T. 2007. “Tohumda Tekelleşme ve Etkileri” Tarım Ekonomisi Dergisi, cilt: 13, Sayı: 1,2, İzmir, http://www.tayfunozkaya.com

Ploeg, J. D. W. 2008. The New Peasantries, Earthscan, London.

Ploeg, J. D. W. 2012.  “Bir Kez Daha Köylü Üretim Tarzı Üzerine” Kırsal Kalkınmada Alternatif ve Yeni Yaklaşımlar, Heinrich Böll Vakfı, İstanbul. https://tr.boell.org/tr/2014/06/16/kirsal-kalkinmada-alternatif-ve-yeni-yaklasimlar-0

Sayfalar:1234»