Gıda Toplulukları

2 Yorum

SAZ ÇAVDARININ PEŞİNDE…

Çanakkale, Bayramiç’teki Yeniköy yerleşiminde, atalık tohumlara gözü gibi bakan, onları emanet sayan Mustafa Alper Ülgen, bizler gibi gelecek kuşakların da güvenli gıdaya ulaşabilmesi için onlarca çeşidi ekerek yaşatıyor.

Ekerek devamlılığını sağladığı 120 yerel çeşitten, 30’u buğday, 60’ı biber, 11’i domates ve geri kalanı da çeşitli tahıl ve sebzeler…

Ülgen, “500’e yakın çeşit var ama hepsini ekebilme gücüm yok. Bazılarını sadece yaşatıyorum. İklim değişikliğinden dolayı verim az olabiliyor ama ben verimlilikten çok sürdürülebilir olmasına önem veriyorum. Elimdekileri emanet kabul edip bunların devamlılığını sağlayacak kurum ve kişilere verebilirim” diyor.

Bugüne kadar çoğalttığı yerel tohumlardan bazılarını çok sayıda köylüyle, İstanbul’daki bostanlarla ve takas organizasyonlarında meraklılarıyla paylaşıyor Ülgen. Kaz ve tavuklarını da yetiştirdiği yerel tahıllarla besliyor.

Mustafa Alper Ülgen, bir yandan atalık tohumları yaşatmaya çalışırken diğer yandan fırsat buldukça gittiği köylerden yerel tohumların peşine düşüyor. Bu yolcukların her biri ayrı bir hikâye barındırıyor. Onlardan biri de 2011’de saz çavdarının peşinde yaşadıkları…

***

Çavdar ekmek istedik bu sene, bölgemizde eskiden çok ekilirmiş, kalın olduğu için sapları, bir çeşit saz kulübe yapımında kullanılırmış.

Birbirine çatılan meşe direklerle konstrüksiyonu tamamlanan bu yapılar, keçi ve koyun ahırı olarak kullanılmış yıllarca.

Üstü tamamen çavdar sapı ile kaplanır, hem sıcak hem de yağmur geçirmeyen bir barınak elde edilirmiş.

Fakat gelin görün ki geçen sene elindeki az miktardaki tohumu ektirdiğimiz Ramazan Abi, hasadı geciktirince tarlada çürüdü mahsül ya da hayvanlarına yedirdi uğraşmamak için. Her ne olduysa oldu ve tohum yoktu artık.

Ekim yapmak için düştük tohumun peşine, köy köy izini sürdük çavdarın ama yoktu, kimse bulamadı bir teneke bile.

Bir akşam Muratlar Köyü kahvesinde dediler ki karşı dağdaki yörük köylerine bir gidin, yüz yüze görüşün.

Biz de kalktık Çanakkale’ye bağlı Kocalar Köyü’ne vardık, sorduk ki son çavdarları da deveciler almış götürmüş, oradan Çamyayla köylerine gittik, sorduk yine bulamadık…

Kahvenin birinde adamın bir dedi ki; Dedeler Köyü’nde Mehmet Efendi’yi görün, o ektiydi geçen sene…

Yine düştük yollara, geldik Dedeler Köyü’ne, gecenin bir vakti sorduk ve bulduk Mehmet Efendi’nin evini.

Gelin görün ki yatmışlar o vakitte, zira biz köy köy dolaşmaktan fark etmemişiz ve geç olmuş.

Ama bu kadar dolanmışız ve gelmişiz, şansımızı denemeliyiz.

Evin etrafında dolanıp bağırdık ‘Mehmet Efendi’ diye…

Nihayetinde kapının ışığı yandı ve şaşkın bakışlarıyla ev sahipleri dışarı çıktılar.

Bize dediler ki “hayrola bu saatte bağırıp duruyorsunuz, ne oldu?”

Seksenlerinde bir çift Mehmet Dede ve Hatice Nene. Tüm koyun ve keçi damları çavdar sapı ile kaplı, belli oluyor ki adetler devam ettiriliyor.

Neden geldiğimizi sorduklarında; bir teneke çavdar tohumu için dağları dolaştığımızı anlattık ve bir teneke çavdar istedik..

Dede “yok ki, ancak ben kendime ekecek kadar ayırdım, olmaz veremem” dedi.

Biz üzüldük… O sırada Hatice Nene, bizim niyetimizi, Muratlar’dan sırf tohum için geldiğimizi, yerel tohumlara verdiğimiz önemi ve yaptığımız çalışmaları duyunca kocasına dedi ki “Hacı bir teneke vereceksin bu çocuklara, onlarda eksin, seneye tohum istersen bize verirler, hem tohum vermek sevaptır, tohum kutsaldır, geri çevirmek ayıptır.” 

Mehmet Dede, bu sözlerin üstüne bir şey diyemedi, bekleyin diyerek eve girdi, üstünü değiştirip elinde bir fener ile yanımıza geldi.

O içerideyken biz de nenemizle sohbet ettik ve öğrendik ki aslında Muratlar’dan buraya gelin gelmiş ve çok uzun zamandır da köyüne gelememiş.

Sonra dede ile geleneksel ahşap tohum ambarına girdik ve bir teneke çavdarımızı aldık.

Ayrılmadan önce biraz daha sohbet ettik ve borcumuz nedir dedik, demez olaydık.

Tohum hiç para ile satılır mıymış, ayıpmış, günahmış, olur muymuş hiç.

Gülerek her ikisi de para istemeyiz sizden, siz de bize sarı buğday verirsiniz ödeşiriz dediler.

Bizi her eylül, köylerinde yaptıkları koşu hayırına sarı buğdayımızla beraber davet ettiler.

Yüzyıllardır süre gelen koşu hayırının hikâyesini de bir başka zaman paylaşırım…

Ertesi akşam kendi köyümüzde kahvede size anlattığım bu hikâyeyi anlatınca, arka masalardan Ali Dede ses verdi “ey oğul, sen bu kadar uğraşıyorsun madem ki; gel bende de iki teneke çavdar  var sana vereyim ek, biz artık uğraşamayacağız çavdarla falan” dedi.

Bizim bu kadar inatla tohum peşinden koşmamızdan duygulanan Ali dede de verince, üç teneke çavdar tohumumuz oldu.

Ve bir sonraki gün tüm tohumlar, kurda kuşa aşa diyerek toprak ile buluştu.

Yaşadığım bu Saz Çavdarı tohumu bulma maceramızın devamında, eylül ayı gelince, o yılki hasattan sarı buğdayımızı götürdük Mehmet amcalara, çok sevindiler ve güzel bir keşkek yaptılar.

Her yıl ektiğimiz ve çoğalttığımız çavdarlardan biz de çok güzel ekmekler yapıyoruz ve tohumlar her sene çoğalarak yaşamaya devam ediyor.

2 Comments

Yorum Bırakın