Gıda Toplulukları

1 Yorum

PESTİSİTLER: SORUNLAR, MALİYETLER VE MÜCADELE ÖNERİSİ

Yazı: Bülent Şık (Gıda mühendisi, araştırmacı, yazar)

 

Pestisitler tarımsal üretimde kullanılan toksik etkili kimyasal maddeler. 1950’li yıllardan bu yana yoğun olarak kullanılıyorlar. İşlevlerine [böcek öldürücü (insektisit), ot öldürücü (herbisit) vs] veya kimyasal yapılarına (organoklorlu, organofosfatlı, karbamatlı vs) göre çeşitli sınıflara ayrılan bu kimyasal maddelerin sayısı yaklaşık olarak 1000 civarında. Pestisitler, insan ve doğal hayat için zararlı etkileri nedeniyle gıda ve çevre güvenliği ile ilgili çalışmaların en önemli gündem maddelerinden birini oluşturuyor.

Yol açtığı sorunlar

Pestisitler hem gıdalarda ve hem de gıdanın üretildiği doğal ortamda kalıntı bırakmakta. Bir tarımsal alana uygulanan pestisitin sadece yüzde 2’si o alanda kalıyor; geriye kalan yüzde 98’lik kısım hava, toprak ve su gibi ortamlara dağılıyor. Çoğu pestisit suda kolayca çözünme özelliğine sahip. Bu durum suların kirlenmesine ve sucul ortamda yaşayan canlıların zarar görmesine neden oluyor. Özellikle hormonal sistem üzerinde bozucu etkiye sahip pestisitlerin suları kirletmesi Dünya Sağlık Örgütü tarafından en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olarak niteleniyor.

Güvenli mi?

Pestisit kullanımının zararsız olduğu, geliştirilen her pestisitin piyasaya sürülmeden önce güvenlik testlerinden geçtiği iddia edilse de, gerçek durum bu iddianın doğru olmadığını gösteriyor.

Geçmişe baktığımızda, tarımsal üretimde yıllarca kullanılan pek çok pestisitin zaman içinde yasaklandığını görüyoruz. Bu bile kimyasal maddelere kullanım izni verilmeden önce yapılan güvenlik testlerinin ne kadar kusurlu veya yetersiz olduğunu gösteriyor. Bir kimyasal maddenin sağlığa zararlı etkileri olduğuna yönelik şüphelerin ortaya çıkması ile kullanılmasını engelleme veya yasaklama arasındaki zaman dilimi genellikle aşırı uzun. Örneğin 1958 yılında piyasaya sürülen ot öldürücü bir kimyasal madde olan Atrazin 2004 yılında Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yasaklanıncaya kadar (ülkemizde 2011 yılında yasaklandı) güvenilir olduğu iddiası ile kullanılmıştı. Atrazin toksik etkisini çok uzun süreler boyunca koruyor; örneğin sularda sağlığa zararlı etkisini yitirmeden yıllarca kalabiliyor.

Atrazinin bu zararlı etkisi yasaklandığı tarihten 20-25 yıl öncesinde çeşitli akademik çalışmalarda dile getirilmişti. Yapılması gereken şey şüpheci davranıp atrazin kullanımını derhal yasaklamak olmalıydı. Ama ne yazık ki, gıda güvenliği konusunda faaliyet gösteren ulusal-uluslararası kurumlar, bu yazının çerçevesini aşan pek çok nedenden ötürü yeterli kanıtlar sağlanana kadar eyleme geçmiyor.

Atrazin sistemin nasıl işlediğini gösteren örneklerden sadece biri.

Daha kapsamlı bir örnek vermek gerekirse, Amerika’da gıda güvenliği ve çevre sağlığı ile ilgili konularda faaliyet gösteren Çevre Koruma Ajansı (EPA), 1972 yılında tarımsal üretimde kullanılan ve sağlığa zararlı olduğundan şüphelenilen 600 adet pestisiti gözden geçirme kararı aldı. EPA, 1987 yılına kadar geçen 15 yıl içinde, bu 600 adet kimyasaldan sadece 30 tanesini inceleyebildi ve bunlardan sadece 5’ini yasakladı. Ama 1972 ile 1987 yılları arasındaki sürede bu kimyasalların kullanımı devam etti. Gözden geçirme çalışmaları henüz bitmeyen diğerlerinin kullanımı ise sadece Amerika’da değil pek çok ülkede hâlâ devam ediyor.

Ülkemizdeki durum

Ülkemizde kullanılan pestisit miktarı yıllık 30-40 bin ton arasında değişiyor. İller bazında çok büyük farklar var. En çok kullanılan illerin başında yılda 4-5 bin ton civarındaki kullanım miktarı ile Antalya ili geliyor.

Gıdalarda pestisit kalıntılarını belirleme çalışmaları Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından; sularda pestisit kalıntılarını belirleme çalışmaları ise Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülüyor. (Ancak Sağlık Bakanlığınca yürütülen çalışmaları bu yazıda ele almayacağım.)

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ülke genelinde yürüttüğü gıdalarda pestisit kalıntılarını belirleme çalışmalarından elde edilen sonuçları zaman zaman açıklıyor. Yapılan açıklamalarda gıdalardaki yasal mevzuata aykırı düzeydeki pestisit kalıntılarının yüzde 1-2 civarında olduğu dile getiriliyor. Ancak bu açıklama gerçeği yansıtmıyor.

Limitlerin üzerinde pestisit kullanılıyor

2013-2014 yılları arasında Antalya semt pazarlarında satışa sunulan çeşitli gıda örneklerindeki pestisit kalıntılarını belirleme amacıyla yaptığımız bir çalışmada çok farklı sonuçlara ulaştık. 2013’te domates (163), biber (82), salatalık (91), kabak (25) ve çilek (39) olmak üzere toplamdaki 400 gıda örneğini analiz ettik. Bu ürünlerin yüzde 21’i mevzuatta belirtilen limit değerleri aşan pestisit kalıntısı içeriyordu.

2014’te de domates (106), biber (53), salatalık (37), kabak (22), çilek (21), patlıcan (16) ve portakal (54) olmak üzere toplam 309 gıda örneği analiz ettik. Bu ürünlerin de yüzde 25’i limit değerlerin üzerinde pestisit kalıntısı içeriyordu.

Bu sonuçlar ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna işaret etmektedir.

Bakanlık ise Antalya yöresi denetimlerinde, olumsuz gıda örneği oranını 2013’te yüzde 0.6 (Binde 6) ve 2014’te yüzde 0.9 (Binde 9) olarak açıklamıştı.

Elde ettiğimiz sonuçlar bakanlığın açıklamalarından çok farklı. Aradaki fark gıdalarda kalıntısı araştırılan pestisit sayısının bizim çalışmamızda çok daha fazla olmasından kaynaklanıyor.

Çalışma yürütüldüğü sırada tarımsal üretimde kullanılmasına izin verilen 400 civarında pestisit vardı. Yaptığımız çalışmada gıdalarda kalıntı bırakıp bırakmadığı açısından bu pestisitlerin 335 tanesini araştırdık. Oysa Tarım Bakanlığı’nca yürütülen çalışmalarda araştırılan pestisit sayısı bu rakamın çok altında, çoğu laboratuvarında 107 adet civarında.

Kullanılan analiz yöntemi ne kadar çok sayıda pestisiti tespit etme yeteneğine sahipse, gerçek durum hakkında da o ölçüde daha doğru bilgi edinilir. Yani bir analiz yöntemi kaç tane pestisiti tespit edecek şekilde oluşturulmuşsa, sadece o pestisitleri tespit etmek mümkün olabilir ve analiz çalışmasına konu olmayan bir pestisit tespit edilemez. İşin kuralı, olabildiği kadar çok sayıda pestisiti tespit edecek bir analiz yöntemi geliştirmek ve bütün çalışmaları o analiz yöntemi ile yürütmektir. Bakanlık ile bizim yaptığımız çalışma sonuçları arasındaki büyük farkı oluşturan en önemli neden de bu…

Çalışmada hormonal sisteme zarar veren pestisitlerin kalıntıları, çoklu pestisit kalıntıları ve arılara zarar veren Neonicotinoid grubu pestisitlerin kalıntılarının ne düzeyde olduğu sorularına da yanıt aradık. (Çalışmanın ayrıntılarına Bianet sitesinden ulaşmak mümkün.)

Belirlenmeyen zararlar ve toplumsal maliyetler

Pestisitlerin kullanılması sonucu açığa çıkan zararları belirleme açısından da çeşitli güçlükler var. Örneğin, bu kimyasal maddeleri kullanma sonucunda açığa çıkan sağlık zararlarının ne boyutta olduğunu bilmiyoruz. Pestisitlerin gıdalarda bıraktığı kalıntılara ilişkin araştırma çalışmaları da çok yetersiz. Pestisitlerin doğal hayata ne ölçüde karıştığı, suları ne ölçüde kirlettiği, doğada yaşayan diğer canlılara ne düzeyde zarar verdiği ile ilgili olarak en azından bizim ülkemizde yapılmış doğru düzgün tek bir çalışma yok.

Örneğin, son yıllarda arı ölümlerinin baş şüphelilerinden biri olarak gösterilen ve son 20 yıldır ülkemizde en çok kullanılan pestisitlerin başında gelen Neonicotinoid’lerin doğaya ne kadar karıştığı, arı ölümlerindeki payının ne olduğu hakkında hiçbir şey bilmiyoruz.

Bu konulardaki bilgisizliğimiz epistemik güçlüklerden ziyade bu tip çalışmalara yeterli mali kaynak ayrılmamasından kaynaklanıyor.

Açığa çıkan zararı kimin tazmin edeceği de belirsiz kalıyor. Ekolojik bir dille toplumsal ya da dışsal maliyetler olarak adlandırılıyor bu tip masraflar. Yani gıdalarda kalıntı bırakan ya da doğaya karışan pestisitlerle ilgili olarak yapılan, yapılması gereken her türlü ölçüm, izleme ya da eğer mümkünse temizleme, arıtma çalışmalarının maliyeti toplumun sırtına yükleniyor. Pestisit kalıntılarına maruz kalma sonucu açığa çıkan bazı hastalıklar kişisel bir sağlık sorunu olarak nitelendiği için tedavi masrafları hastalanan kişi tarafından ödeniyor. Doğada yaşayan diğer canlılara verilen zarar ya da arı ölümleri ise bir gazete haberi olmaktan öteye geçmiyor.

Bir Mücadele Önerisi

Pestisit kullanımı sonucunda açığa çıkan zararların, bu zarara neden olan kişi ya da kurumlara (tarım şirketlerine) ödetilmesi söz konusu olabilse, sadece bunu yaparak bile, pestisit kullanımının tarımsal üretimde söz edildiği gibi bir verimlilik artışına yol açmadığı gösterilebilir. İşin aslına bakılırsa pestisit kullanımına yönelik eleştirel ya da muhalif çalışmaların bu konudaki ısrarı pestisit kullanılmasını sınırlayacak en etkili mücadele yöntemlerinden biri olabilir.

Örneğin, kamusal ortamlarda şunları dile getirmeliyiz: “Pestisit kullanımı suları kirletiyor, bu kirlenme bir süre sonra geri dönüşsüz olacak, kirliliğin ne boyutta olduğu kamu kurumlarınca araştırılmıyor, kirliliğin yol açtığı hastalıkların tedavisi için gereken para senden alınıyor, zaman içinde tespit edilen kirlenme ile ilgili her türlü temizleme ya da başka bir yerden su getirmek için yapılan her türlü masraf da senden tahsil ediliyor…”

Bir adım daha öteye gidip bu masrafların şirketlere yüklenmesini sağlamak ise mevcut sistemi kârlı bir faaliyet alanı olmaktan çıkarıp işlemez kılacaktır.

Umalım ve çaba gösterelim ki öyle olsun.

Fotoğraflar: milliyet.com.tr, panna.org, pesticidereform.org, urlaegemenhaber.com

One Comment

Yorum Bırakın